Akademinin Görünmeyen Emeği

Akademik bilgi üretiminin temel işleyişi yayıncılık üzerine kurulu. Bunun iki ayağı var: Kitap yayıncılığı ve dergi yayıncılığı. Ama neoliberal akademinin etki alanı genişledikçe, dergi yayıncılığının ağırlığı günbegün artıyor. Bu alanın aktörleri içerisinde kar amacı gütmeyen oluşumlar yer alsa da, nicel ve nitel ağırlığı özel yayıncılık şirketleri oluşturuyor. Üstelik, bu yayın süreçlerinde başka alanlarda görmeye alışkın olmadığımız  türden ilişkiler tesis edilmiş durumda. En yalın haliyle, görünmeyen ve karşılığı ödenmeyen bir emek biçimi akademik yayıncılığın bel kemiğini oluşturuyor.

image-20161021-1788-v5i5q2.jpg

Özel şirketler tarafından çıkartılan herhangi bir dergiyi ele alalım: Taylor & Francis, Wiley, Elsevier, Springer, nereden çıkıyor olursa olsun. İşleyiş şöyle oluyor:

Yazar makalesini dergiye gönderiyor. Dergi editörü makaleyi ön değerlendirmeden geçirip, yayınlanabilir buluyorsa ilgili hakem bulup kör değerlendirme yapmak üzere gönderiyor. Değerlendirme raporları yazara iletiliyor ve yazar istenilen düzeltmeleri yaparak dergiye makaleyi yeniden sunuyor. Makalenin son versiyonu beklentileri karşılıyorsa, dergiye yayınlanıyor. Yoksa, reddediliyor.

Buraya kadar her şey olağan görünüyor. Ama işin işleyişinde bir tuhaflık var. Buradaki yayın süreçlerinin çok büyük bir kısmı gönüllülük üzerine kurulu. Ya da nadiren, cüzi ücretlerle emeğin karşılığı ödeniyor.

Yazarlığı ele alalım. Akademik bir çalışma yürüten yazar, bağlı olduğu kurum içerisinde terfi edebilmesi ve akademik pozisyonunu devam ettirebilmesi (sözleşmesinin uzatılması mesela) için makaleler yayınlamak zorunda. Böyle olunca, dergilere ‘gönüllü’ olarak içerik sağlayan aktör. Editörler, benzer şekilde – çoğunlukla akademik prestij için, dergilerde editör olarak çalışıyorlar. Nadiren ve işlerinin kapsamını asla karşılamayacak ölçüde ödeme alabiliyorlar. Hakemlik ise, bu işleyişte en görünmez rol. Hem ortaya çıkan işte, zaman zaman son derece kurucu olabilen, rolleri var. Hem de her daim anonim kalıyorlar (her ne kadar şeffaf hakemlik gibi bazı istisnalar olsa da).

Bu kurulu düzen yazarlığı, editörlüğü ve hakemliği doğrudan ya da dolaylı olarak gönüllülük faaliyeti haline getirmiş durumda. Ama işin tuhaf yanı; bu işleyişle üretilen bilgi yayın şirketlerinin pazarladığı, üzerinden kar elde ettiği bir meta olarak da anlam kazanıyor. Kısacası, bilginin üreticisinin üzerinde hiçbir maddi hak iddia edemediği bir bilgi piyasasından söz ediyoruz. Hal böyle olunca, akademik alanda bilgi üretim süreçleri araştırmacı/akademisyeni acımasızca sömüren bir mekanizmayla örgütleniyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s