Akademik Dilde Bireysellik

Howard Becker, Türkçeye Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi: Yazımın Sosyal Organizasyonu Kuramı başlığıyla çevrilen kitabında her sosyal bilimcinin kendi yazma pratiğini  şekillendiren bir persona geliştirmesini önerir. Bu personanın da ancak yazarak, daha çok ve tekrar tekrar yazarak oluşacağını savunur. Bu elbette uzun erimli bir süreçtir ve asla ulaşılabilecek bir nokta olmayacaktır; zira yazarın personası akademik yazımı pratik ettikçe değişecek, dönüşecek ve her seferinde yeni arayışlarla şekillenecektir.

Yazarın personasının yazıda ifadesini bulması akademik yazın içerisinde, bir nevi, bireyselliğe alan açar. Belli ifade biçimleri, sözcük tercihleri, cümle yapılarını daha başkalarına tercih ettikçe yazar kendi dilsel üslubunu diğerlerinden ayrıştırabilir. Bu bireysel alan, akademik yazınla edebiyat arasında belli belirsiz bir flörtü ima etse de, bu geçişkenlik sınırların kısmen muğlaklaştığı ve müzakere edildiği bir biçimdedir. Hatta, bireysel üslubun akademik dilde ne ölçüde yer bulabileceği herkesin kolaylıkla hemfikir olabileceği bir konu değildir.

Ancak, bazı hususlar vardır ki; artık doxa statüsüne erişmiştir. Akademik topluluklar kalıplaşmış belli ifade biçimlerini verili, değişmez olarak kabul etmişlerdir. Bu biçimlerinin dışına çıkan ifadeler ‘söylenemez’, ‘düşünülemez’, ‘tartışılamaz’ olarak kodlanır ve akademik yazından kesinkes def edilir.

Bu ifadelerin ‘söylenemez’liği, en doğrudan biçimde, akademik bilgi üretim süreçlerinin temel işleyişinde sürekli yeniden hatırlatılır. Özellikle de hakemlik ve editörlük müesseseleri, akademik dilde söylenebilir/söylenemez arasındaki ayrımın yeniden üretilmesinde en etkili aktörlerdir. Akademik yazının kabul memurları olarak basmakalıp, alışılagelmiş biçimleri dayatan, buna uymayan unsurları yazınsal ürünlerden budayarak akademik dili kendi meşrebine uyarlayan aktörler olarak çalışırlar. Üstelik, yüz yüze iletişimin yerine dijital aracılar yoluyla iletişim kurmalarından güç alarak ısrarcı ve buyurgan olabilirler.

Şahsi/Gayrişahsi Dil

Türkçe akademik yazın içerisinde oluşan teyamüllerin belki de en başta geleni yazarın birinci tekil şahısla konuş(ama)masına ilişkindir.

Türkçe akademik metinlerde yazar veya yazarların ‘ben’ ya da ‘biz’ olarak söz alması sıklıkla kabul görmez. Bunun yerine edilgen fiil çekimleri önerilir. Yazar(lar) ‘iddia ediyorum/ediyoruz” demek istediklerinde, sıklıkla “iddia edilmektedir” demeye davet edilirler. Basitçe, gayrişahsileşmiş bir dil kullanımı teşvik edilir.

Bu ifade biçiminin önerilmesi, çoğunlukla, akademik dilin öznel olmayan, herkes için geçerli olan bir bilgi ürettiği fikrine dayandırılır. Kısacası, ‘nesnellik’ ve ‘bilimsellik’ gibi bir kaygının yüzeye çıkmasıyla ilişkilidir. Ancak; özellikle sosyal bilimler gibi ‘nesnellik’ kavramlarının sorunsallaştırıldığı alanlarda başka bazı sorunları da beraberinde taşır. Sözgelimi, araştırmacının yorumlama kapasitesini de bilgi üretiminin ve analizinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden bir kuramsal ve yöntemsel yaklaşım içerisinden düşünüldüğünde, araştırmacının kendi sesiyle konuşmasına alan tanınması (bir hak değil) bir gerekliliktir. Zira, aynı araştırmanın (nasıl olabilirse) bir başkası tarafından gerçekleştirilmesi bambaşka sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Öyleyse, özellikle sosyal bilimler alanı içerisinde, ben/biz dili araştırmacının kendini cüretkar bir biçimde ortaya koyması hiç değildir. Daha ziyade, öne sürdüklerinin kendi perspektifinden süzüldüğünün kabulüne dayandığını alçakgönüllü bir biçimde ifade etmenin bir yoludur.

Diğer türlüsü, en kaba biçimiyle pozitivist sosyal bilim anlayışının bir mirasıdır. Örneğin; Durkheim’ın metinlerindeki üslubu incelendiğinde fiillerini birinci çoğul şahısla çektiği dikkat çekecektir. Bu, anahatlarıyla, öne sürdüğü fikirlerin öznelliğini yansıtmadığı, akademik alandaki herkesçe paylaşılacağı gibi naif bir inancı taşır. Evrenselcilik, nesnellik gibi bugün geçerliliği bir hayli tartışmalı dayanaklara sahip bir yazınsal biçimdir.

Türkçe akademik yazının edilgen fiil çekimlerini teşvik etmesi de benzer bir anlayışı taşır. Gayrişahsi dil öne sürülen fikirlerin herkes için geçerliliğini ima eder. Bu haliyle; akademik dilin gayrişahsileştirilmesinde ısrar edilmesi pozitivizmin mirasından başka bir şey değildir.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s