Akademinin Duygu Örüntüleri

Akademik kültür, özellikle de bilgi üretimi alanı, anahatlarıyla iki temel işleyişe sahip: Rekabet ve tasdik edilme. Rekabet çünkü; akademik üretimin makale ve kitap yazma, ve bildiri sunma gibi aktivitelerle gerçekleştirildiği bir alandan söz ediyoruz. Her araştırmacı-akademisyenin gerçekleştirdiği akademik üretimin niceliksel ve niteliksel özellikleriyle kıyaslandığı bir işleyiş söz konusu. Her araştırmacı birbirinin potansiyel rakibi. İkinci işleyiş ise tasdik edilme. Araştırmacı-akademisyenler toplamı bir cemiyet gibi çalışıyor ve tek tek bireylerin çeşitli biçimlerde tasdik edildiği, onaylandığı, kabul edildiği, itibar edildiği mekanizmalar mevcut. Akademik dergiler, konferanslar hakem değerlendirmelerinden geçebilirse kabul ediliyor. Makaleler başka araştırmacıların çalışmalarını tasdik ediyor ya da eleştiriyor, vs.

Peki akademik alanın bu işleyişi belli başlı duygular üretiyor mu? Bu alanda farklı pozisyonlar elde eden araştırmacılar hangi duygulara kapılıyorlar?

Charlotte Bloch’un çalışması* bu sorulara ilginç yanıtlar veriyor. Yukarıdaki gibi işleyen akademik alanın üç farklı duygusal yatkınlığı ürettiğini savunuyor.

article_766_4Birincisi, aldatma oyunu: Araştırmacıların akademik çalışmalarında müthiş bir güven ve kontrole sahip gibi görünmek zorunda hissetiklerini belirtiyor. Herhangi bir şüphe, bunalım ya da yetersizlik hislerine kapılsalar dahi, son derece güvenli bir şekilde görünmeye çabaladıklarını ifade ediyor. Bu durum, profesyonel yaşamın hemen her anında geçerli olsa da, kongre ve seminerler gibi araştırmacının bilgi birikiminin değerlendirildiği anlarda daha da belirgin bir hal alıyor.

İkinci duygusal yatkınlık gurur ve kendini beğenmeyle ilgili. Bir makalenin ya da bir kitabın prestijli bir mecrada yayınlanması gibi akademik başarıların elde edilmesinde gururun ölçüsüz bir şekilde ifade edilmesinin men edildiğini savunuyor. Bunun yerine, akademik başarının dolaylı bir biçimde, hikayenin merkezinde olmaksızın ifade edilmesi gibi bir teamül söz konusu. Niyet yine gurur ve kıvancın ifade edilmesi olsa da, bunun aleni bir biçimde yapılmaması telkinleri önplana çıkıyor.

Üçüncüsü, öfke duygusuna dair. Yukarıda belirtildiği gibi, akademik tasdik mekanizmaları bazı araştırma ve araştırmacıları onaylamayarak akademik alana kabul etmeyebiliyor. Bu özellikle hakem rolünün gerçekleştirilmesinde nasıl bir üslup ve tavır takınıldığına bağlı olarak öfke, kızgınlık gibi duygusal yatkınlıklara zemin hazırlayabiliyor. Küçümseyici ve saygısızca ifade edilen yargılar bu türden duyguları tetikleyebiliyor.


Bloch’un çalışması akademik kültürün duygu örüntülerini makale kapsamında ele aldığından kapsamlı bir çalışma sayılmaz. Bu yüzden her soruya yanıt verdiğini söylemek çok mümkün değil. Örneğin, tasdik mekanizmalarının sistematik bir hale büründüğü durumlarda öfkenin utanca, melankoliye ve depresyona dönüşebileceği savunulabilir. Bu hususlara dair bir açıklamaya ne yazık ki yer vermiyor. Ama bu çalışma, akademide hangi mekanizmaların duygusal yatkınlıklar ürettiğini mercek altına alması bakımından, özel bir ilgiyi hak ediyor.


*Bloch, C. (2002). Managing the emotions of competition and recognition in academia. The Sociological Review50(S2), 113-131.

Reklamlar

One thought on “Akademinin Duygu Örüntüleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s