Üniversite sıralamaları neyi ölçüyor?

Dünyadaki üniversitelerin performans ölçümlerine dayalı sıralamaları her sene yenilendiğinde, özellikle Türkiye’deki üniversiteler belli seviyeler edinmişse, pek çok gazete ve televizyonda duyurulur. Bir tür başarı hikayesi olarak… Öyledir de, çünkü üniversitelerin ürettikleri bilgi bakımından yarıştırıldığı bu türden mecralarda belli bir seviye edinmek kolay bir iş sayılmaz. Ama işin biraz detayına inildiğinde, göründüğünden daha karmaşık bir resimle karşılaşırız.

Her listenin kendine has kriterleri vardır. Dolayısıyla, üniversitelerin ‘başarı’sına dair getirilen tanımlar birbirinden çok farklıdır. Hal böyle olunca, ilan edilen listelerin hangi kriterlerle üniversitelerin ‘başarı’sını ölçtüklerini iyi tanımak gerekiyor. Bu hangi listeyi referans alabileceğimize karar vermek için vazgeçilmez. Diğer türlüsü bizi çok yanıltıcı sonuçlara götürebilir.

Hatta, bu türden listelerden yola çıkıp üniversiteleri tek kalemde göklere çıkarmak ya da yerin dibine sokmaktan böylece kurtulabiliriz.

Hepi topu iki elin parmağını geçmeyen üniversite sıralaması bulunuyor. En bilinenleri

  • Shanghai Ranking (ARWU – Academic Ranking of World Universities olarak da biliniyor),
  • THE (Times Higher Education),
  • QS Dünya Üniversiteleri Sıralaması
  • Webometrics,
  • Leiden,
  • Scimago,
  • ve bunların Türkiyeli kardeşi URAP (University Ranking by Academic Performance).

Bu listelerin birbirinden hangi bakımlardan ayrıştığına gelmeden önce bazı ortak özelliklerine bakalım. Hemen her listede üniversitelerin ürettikleri bilginin niceliği ve niteliği bakımından değerlendirildiği dikkat çekiyor. Bir takvim yılı içerisinde üniversitenin araştırmacıları ve öğretim üyeleri kaç makale ya da kitap yayınlamış, bu yayınlar ne kadar atıf almışlar ve bu makale/kitapların etki faktörü hesaplamaları; bunlar hemen her listede ortak kriterler. Dolayısıyla, bu sıralamalarda üniversitenin bilgi üretme kapasitesi ölçülmüş oluyor.

Bu çok anlaşılır; bir kuruma üniversite diyorsak, orada yazılan yüksek lisans ve doktora tezleri, öğretim üyelerinin yaptıkları araştırmaların yayına dönüşmesini beklemek gerek. Diğer türlüsü meslek eğitiminden farklı olmaz. Üniversiteyi meslek edindirme ve eğitim-öğretim işlevlerine indirgemekse, hiç olmaz.

Ancak; üniversite sıralama listeleri sadece bilgi üretimini ölçmekle kalmıyor. Bu yüzden de, işin rengi her bir liste özelinde çok değişiyor.

Shanghai

Shanghai Ranking’i düşünelim, örneğin. Üniversiteleri performansına göre sıralayan ilk kuruluş. Haliyle, en çok bilinen listelerden biri. 2003 yılından beri aktif. Ancak; Shanghai listesinin kriterleri arasında Nobel ödülü ve Fields madalyalarının ciddi bir ağırlığı var. Mezunların kazandığı ödül ve madalyaların %10, öğretim üyelerinin kazanması halinde %20’lik skor buralardan geliyor. İşin özü, üniversitelerin performans skorlarının 3’te 1’i bu kritere dayanıyor. Böyle olunca, hanesine ödül ve/ya madalya yazılmayan bir üniversite gerilere düşüyor.

Türkiye’den 2016 Shanghai listesinde ilk 500’de yer alan tek üniversite İstanbul Üniversitesi. 401-500 bandında yer alıyor. Haliyle Türkiye listesinde de birinci sırada. Bu durum Shanghai listesinin nevi şahsına münhasır bir liste olduğunu çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Zira; Orhan Pamuk’un ve Aziz Sancar’ın aldıkları Nobel ödülleri İstanbul Üniversitesi’nin hanesine yazılıyor, örneğin. Peki bir üniversitenin ‘Nobelsiz’ olması onun performansının düşüklüğünü mü gösteriyor?

THE

Türkiye’de ve Dünyada en tanınır listelerden biri de THE (Times Higher Education) sıralaması. İsmini aynı adla Birleşik Krallık’ta yayınlanan bir yüksek öğrenim dergisinden alıyor. Shanghai’dan farklı olarak öğretim kapasitesi ve uluslararasılaşma ölçütlerini de hesaba dahil eden bir liste. Öğrenci-öğretim üyesi oranı üniversite skorlarının %20’sini oluşturuyor. Ayrıca; başka ülkelerden üniversitede okuyan öğrenci sayıları ve çalışan öğretim üyesi sayısı da (%10) kriterlerden biri. (Uluslararasılaşma ölçütleri SCImago’da da uluslararası ortaklıkta yazılmış makale; ODTÜ’nün URAP’ında ise üniversiteler arası uluslararası projelerle ölçülüyor).

the_facebookFakat THE’nin en tartışmalı kriterlerinden biri, dünya genelinden seçtiği öğretim üyelerinin dünya üniversitelerine dair değerlendirmelerine büyük bir ağırlık vermesi: %40. Yani; üniversitelerin performansını öğretim üyelerinin fikirlerine dayandırıyor olması. Bu sebeple; öznel yargılara dayalı olmakla eleştiriliyor ve önemsiz bulunabiliyor.

Mesele şu ki; üniversite sıralamasının öznel fikirlere dayalı olması onun önemsiz olduğu anlamına elbette gelmiyor. Nesnelliği yansıttığını iddia ettiğimiz hemen her şeyin öznel yargılardan bağımsız olmadığını teslim edelim. Kaldı ki; atıf sayıları gibi (nesnel olduğunu iddia edemeyeceğimiz) ölçütler bir yana, uzman akademisyenlerin dünyadaki üniversitelere dair algıları önemli bir göstergedir: tanınırlık. Yani münferit araştırmalar bir yana, üniversitenin bir bütün olarak bilinirliği ve saygınlığına ilişkin bir gösterge olmasından söz ediyorum. Bu haliyle THE listesinin akademisyen anketleri güçlü bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

Webometrics

Üniversite sıralamaları konusunda belki de en tuhaf olanı ise Webometrics. Bu liste de en eskilerden biri; 2004 yılından beri yayınlanıyor. Fakat bu liste, akademik performans ölçütü olmaktan ziyade, internet görünürlüğüne ağırlık veriyor. Üniversitenin kaç yerden link aldığı, arama motorlarında kaç sayfasının olduğu, web sayfasında yüklü dosya sayısı gibi özelliklere dayalı bir sıralama sunuyor. Dolayısıyla çizdiği resim akademik performanstan ziyade başka bir şey: Üretilen bilginin web görünürlüğü ve açık erişim düzeyi.

Yayın ve Atıf Sayılarının Ölçümü

Her listeyi bu kadar detaylandırmak mümkün olmayacak; ama son söz olarak bir hususa değinmekte fayda var: Yayın ve atıf sayılarının üniversitelerin akademik performansı için önemli olduğunu yukarıda teslim etmiştim. Bir üniversiteyi üniversite yapan en önemli husus bilgi üretme kapasitesiyse, üniversitelerin performansını ölçmek için de vazgeçilmez ölçütler olacaktır. Fakat mevcut uygulamalarda şöyle sorunlar ortaya çıkıyor:

Hemen her liste, yayın ve atıf sayılarını çoğunlukla İngilizce olmak üzere sınırlı sayıda dilde üretilen makale ve kitabı tarayarak ölçüyor. Bu durum akademik geçerliliği olmayan dilleri hepten marjinalleştirerek akademik alanın dışına itiyor. Akademinin uluslararasılaşmasını elbette her daim savunmak çok önemli; ama bu haliyle mevcut ölçümler Anglosakson dünyanın lehine işleyen bir sonucu beraberinde getiriyor. Hemen her listede İngiliz ve ABD üniversitelerinin üst sıralarda olması, biraz da bu yüzden.

NOT: Burada belki de en büyük haksızlık ODTÜ’nün URAP’ına hiç değinmemek oldu. ODTÜ’nün URAP’nın hususi olarak değerlendirildiği makaleye yine pejifa! sayfalarından erişilebilir.

Reklamlar

5 thoughts on “Üniversite sıralamaları neyi ölçüyor?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s